Sadrazam Tevfik Paşa'nın İrtihali/ İrtihal Havadisleri 8.
Sadrazam Tevfik Paşa, 7-8 Teşrinievvel Çarşamba-Perşembe gecesi saat biri yirmi geçe, 95 yaşında olarak irtihal etti ve 9 Teşrinievvel Cuma günü ihtifalatla gömüldü.
Tevfik Paşa, 1261 tarihinde İstanbul'da Topkapı'da doğmuştur. Süvari Ferik İsmail Hakkı Paşa'nın oğludur. İptidai tahsilini ikmal ettikten sonra, 16 yaşında iken gönüllü olarak orduya intisapla süvari olmuş, 19 yaşında Harbiye Mektebi'nden süvari mülazımievveli rütbesiyle çıkmıştır. Genç mülazımievvel, bir müddet ilk mesleğini muhafaza etmiş, fakat bir müddet sonra bir gün arkadaşları şaka olsun diye kendisinin yüzbaşılığa terfi ettiğini tebşir ettiklerinden, gayet dürüst ve yalan söylememesini bilen merhum da hemen yüzbaşı formasını hazırlatmış ve giymiştir. Bilahare bu terfi haberinin asılsız olduğunu anlayan Tevfik Bey, tekrar mülazım rütbesini giyerek arkadaşları arasına dönmeyi istememiş ve ailesinin ısrar ve tesellilerine rağmen askerlikten istifa etmiştir. Askerlikten çekilen Tevfik Bey, bundan sonra Babıali'ye girmiş ve hariciye mesleğine intisap etmiştir.
Merhum, 22 yaşında iken ordudan istifa ederek Babıali'ye çerağ olmuştur. Sekiz sene maaş almadan çalışmıştır. Bu müddet zarfında ecnebi profesörlerden hukuku düvel tahsil etmiştir.
Tevfik Paşa, Babıali'de gayet süratle terfi ederek birçok mühim mevkie erişti. İtalya Devleti'nin idare merkezi olan Floransa'ya elçi tayin edildi. 1293 Harbi'nden evvel Petersburg maslahatgüzarı, bilahare Tuna Ordusu'nun siyasi müşaviri oldu. Daha sonra Atina elçiliğine getirildi. Henüz 39 yaşında iken Osmanlı İmparatorluğu'nun Berlin Büyükelçiliği'ne tayin edildi. 1908 senesine kadar Hariciye Nazırlığı'nda bulundu.
Meşrutiyet'ten sonra bir müddet gene Hariciye Nazırlığı'nda bulunup, 31 Mart Hadisesi üzerine istifaya
mecbur edilen Hüseyin Hilmi Paşa'nın yerine ilk defa sadarete geçti ve saltanat tebeddülü üzerine sadaretten çekildikten sonra Umumi Harp'e kadar Londra sefirliğini ifa etti.
Londra'da kendisini pek ziyade sevdirdi. Bilhassa müteveffa Kral Corc, Tevfik Paşa'yı pek fazla sever ve kendisini her zaman hususi şekilde sarayına davet ederdi. Tevfik Paşa, daha o zamanlar İngiltere ile Türkiye arasında geniş bir dostluk vücuda getirmeye çalıştı. Fakat bazı siyasi sebepler dolayısıyla bu mümkün olamadı.
Mütarekede dört defa sadaret mevkiini ihraz eden Tevfik Paşa, Abdülhamid ve Meşrutiyet devirleri içinde gelip geçen birçok ricalden fazla iffetini, dürüstlüğünü muhafaza etmiş, çok namuslu bir zattı. Merhum Fransızca, Almanca, Rumca, Arapça ve Farsça lisanlarına bihakkın vakıftı. Eski Türk lehçelerini de pek iyi bilirdi.
Son derece soğukkanlı olan Tevfik Paşa, en tehlikeli zamanlarda bile itidalini kaybetmemekle tanınmıştı.
1923'ten beri siyasi sahada faaliyetten çekilen merhum, bundan iki yıl evvel, 1934 senesinde Şişli Palas'ta otururken yere düştü ve bu kaza neticesinde ayağı sakatlandı. Merhumun yaşının ilerlemiş bulunması yüzünden ameliyat yapılmasına imkân bulunamadı; bu sebeple de yatağa düştü.
Tevfik Paşa son zamanlarda gözlerinden de hastalandı, kitap ve gazete okuyamayacak bir hâle geldi, diğer taraftan da prostattan muzdarip olmaya başladı.
Tevfik Paşa bu suretle seneden seneye söndüğü, ihtiyarladığı hâlde hayrete şayan bir surette hafızasının metanetini muhafaza ediyor, siyasi hayatının bütün dikkate şayan safhalarını, sırası geldikçe anlatabiliyordu.
Ölümünden bir hafta evvel baş gösteren üremi üzerine kendinden geçen eski vezir, artık etrafındakileri tanımamaya başlamış ve dili tutulmuştu. Sekiz günlük hâlet-i neziden sonra, nihayet 95 yaşında olduğu hâlde irtihal etti.
Merhumun ölümünden haberdar olan birçok eski rical, dostları, akrabası, hürmetkârları, tedfin merasiminin yapıldığı gün, Nişantaşı'nda Kodaman Sokağı'ndaki evinde çok erkenden toplanmışlardı.
Bu sırada mezunen Londra'da bulunan İngiliz Sefiri Sir Persi Lorene vekâlet eden İngiliz maslahatgüzarı Mister Morgan, merhumun evine gelmiş ve oğulları İsmail Hakkı ve Ali Nuri'yi ziyaret ederek: “Pederiniz, müteveffa Kral Beşinci Corc'un dostuydu ve hükûmetinin en büyük nişanını hâmildi.” cümlesiyle hükûmeti namına taziyetlerde bulunmuştur.
Tevfik Paşa'nın cenazesi geçen cuma saat on birde evden çıkarıldı. Tabutun önünde ailesinin, dostlarının ve tanıdıklarının gönderdikleri çelenkler gidiyor, bir polis müfrezesi iki tarafta ilerliyordu.
Bunun arkasında da kalabalık bir cemaat yürüyordu. Cenaze bu suretle Kodaman Sokağı'ndan geçirilerek Teşvikiye Camii'ne getirildi ve musalla taşına kondu.
Tabutun arkasından gidenler, cenaze namazı kılınıncaya kadar Teşvikiye Camii'nin avlusunda bekleyenler, bu alâkayı canlandıracak şahsiyetlerle doluydu. Eski Babıali'nin, Hariciye Nezareti'nin hayatta kalan bütün ricali, mensupları hep buradaydılar. Bu zevattan kimi kırk, elli sene evvel Babıali'ye intisap etmiş, Hariciye Nezareti'nde senelerce merhumun maiyetinde çalışmış, kimi sadaretinde, sefirliklerinde birlikte bulunmuştu ve her biri eski Sadrazam'a ait bir hatıradan bahsediyordu.
Camii'nin avlusunda birikenler arasında şu simalar bilhassa göze çarpıyordu: Eski iki sadrazam İzzet ve Salih paşalar, Şair-i Âzam Abdülhak Hamid, eski Dahiliye Nazırı Reşid, eski Maliye Nazırı Abdürrahman, eski Hariciye Nazırı Asım, eski sefirlerden Galip Kemalî, Seyfeddin, Rauf Ahmed, Elektrik Şirketi Meclis-i İdare azasından Nuri, İbnülemin Mahmud Kemal, Encümend Ekrem ve daha birçok zevat...
Büyük şair Abdülhak Hamid çok müteessirdi. Ağır adımlarla ilerliyordu. Üstat, cenazenin musalla taşından kaldırılmasına kadar ayakta bekleyemeyeceği için kendisine bir sandalye verilerek oturması temin edildi.
Bütün bu yaşlı, aksaçlı çehreler içinde dikkati celbedenlerden bir zat: Hariciye Nezareti eski Sicil Müdürü Ali Rıza; Tevfik Paşa'nın on beş sene süren Hariciye Nazırlığı'nda maiyetinde bulunan bu zat, Paşa'nın ölümünü o akşam geç vakit Bursa'da işitmiş, hemen bir otobüse binerek eski şefine son hürmetini ifa etmek üzere İstanbul'a gelmiştir.
Tevfik Paşa'yı yakından, uzaktan tanıyan ve seven bütün bu zevat, eski vezirin faziletinden, iyi ahlakından bahsediyorlardı.
Eski Hariciye nazırlarından Asım, teessürünü “Uzun bir maziyi gösteren bir sinema filmi bitti, bir tarih göçtü.” sözleriyle ifade etmiştir.
Henüz pek genç yaşında Hariciye'ye intisap eden ve uzun müddet Babıali'de çalışan bir zat, merasimde hazırdı. Etrafındakilere ona dair hatıralarından bahsederken, merhumun nükte ve zarafetine güzel bir misal vermiştir:
– Merhum, son defa sadrazam olduğu zaman Recai Zade Ekrem'i Maarif Nazırı yapmaya karar vermiş. İhtiyarlığın verdiği bir unutkanlıkla Recai Zade'nin çok evvel öldüğünü hatırlamayan Tevfik Paşa'ya: “Efendim, Ekrem Bey öleli çok zaman oluyor!” demişler. Tevfik Paşa birdenbire kendini toplamış ve yaptığı hatayı şu zarif cümle ile tashih etmiş: “Biz onu lâyemut biliyoruz!”
Öğle ve cuma namazları kılındıktan sonra kalabalık bir cemaat cenaze namazını kıldı ve merhumun tezkiyesi yapıldıktan sonra tabut eller üzerinde kaldırıldı.
Bu sırada cami avlusuna gelen üç zabitin idaresindeki bir süvari müfrezesi, tabut avludan çıkarken eski veziri selamladı.
Tabut otomobile konuldu ve cemaat de otomobillere binerek merhumu takip etti.
Cenaze Beşiktaş'ta Yahya Efendi Dergâhı'na getirildi ve burada tekrar ihtiyar bir imam tarafından duası yapıldıktan sonra hazırlanan kabre indirilerek gömüldü.
Merhum Tevfik Paşa için hazırlanan mezarın yanı başında yazısı yosunlanmış bir mezar taşı vardı; bu mezar taşında şu cümle okunuyordu: “Hariciye Nazırı Tevfik Paşa'nın biraderi Ali Rıfat Bey'in ruhuna 1314.”
Eski sadrazam, 38 yıl sonra ölen kardeşinin yanına gömülüyordu.
Cenaze defnedildikten sonra eski başkonsoloslardan Fahrettin Hayri, Tevfik Paşa'nın meziyetlerinden bahseder bir nutuk söyledi. (s. 324-325)




Yorumlar
Yorum Gönder