Yıldız Demiriz, Sıradan Bir Aile: Abdülhamit Döneminden Günümüze Sıradan Bir Ailenin Öyküsü.

     Neolitik Çağ'dan bu yana kaç milyar insan doğmuş ve ölmüştür? Dönemsel koşulların farklı olması hasebiyle benzer tecrübeler yaşayamasak da benzer sevinçleri, özlemleri yahut kaygıları paylaşmışızdır. Dünden bugüne insanın iki özelliği duraksamadan günümüze kadar geldi. İlki insanın her türlü gelişimini tetikleyen merak duygusunun getirdiği kazanımlar; ikincisi, geleceğe miras bırakabilmek, mevcudiyetimizin hülasasını sonraki kuşaklara intikal ettirme arzusudur. Bu temayül, bazı insanlarda hayat hikâyelerini anlatma suretinde zuhur eder.

  
    Hatıratların yazılmasında çeşitli amaçlar vardır. Bilhassa devlet adamları, tarihe yön vermiş kişiler, olayları kendi nazarından nakletmek isterler. Kimileri başarılarını olduğundan fazla göstermeye çalışır, kimileri yazdıklarını belgelere dayandırır, kimileri ise iç dünyasındaki bütün olumlu ve olumsuz duygularını anlatarak objektif olmak arzusundadır. Nihayetinde bu tür eserler her zaman sübjektif bakışıyla kaleme alınmıştır. Yazar, hadiseleri kendi lehinde ya da bir başkasının aleyhinde çarpıtabilir. Hatırat yazmanın bir diğer maksadı da sıradan bir insanın, geleceğe bir miras bırakabilmektir. Umumiyetle bu tür hatıratlar, tam anlamıyla "hurda malumatlar" deposu mahiyetindedir. 1950'lerde yaşamış bir gazetecinin yaşadığı zorlukları, geçim sıkıntısını ve kurumlardan aldığı maaşları ancak onun hatıratından öğrenebiliriz. Yalnızca bununla da sınırlı değil. Bugün megapol sıfatıyla maruf olan İstanbul'un dünkü fotoğrafını ancak bu eserlerden görebiliriz. Bu nedenle sinn-i kemale eren her insanın anılarını kaleme alması, muhakkak ki başkalarına fayda sağlayacaktır. Yıldız Demiriz de anılarını yazma gayesini şöyle açıklar: "Kendi anılarını yazanlar, ya da ailelerle ilgili hakkında anı ve roman yazanlar genellikle ünlü bir kişinin veya önemli olaylara karışmış kişilerin hikâyesini anlatmışlardır. Benim ailemde belli bir yere gelen herkes kendi gücüyle o noktaya gelmiştir. Böyle bir ailenin hikâyesini, sıradan kişilerin bu ülkede neler yapabileceklerini göstermesi bakımından anlatılmaya değer buldum. Abdülhamit döneminden günümüze, böyle bir ailenin başından geçenlerle ülkemizdeki değişimin de bir kesitini göstermeye çalıştım."

    Yıldız Demiriz'in babası Yusuf Ziya (Demiriz), sekiz kardeşin en küçüğü olarak Erzincan'da doğmuştur. Erzincan Askeri Rüştiyesi'ni tamamladıktan sonra Hendese-i Mülkiye'ye kaydolmuştur. Hendese-i Mülkiye'de 1914'de mezun olur olmaz askere gitmiştir. Askerlik vazifesi, İstiklâl Savaşı'nın sonuna kadar sürmüştür. Daha sonra Mühendis olarak iş hyatına atılmıştır. Yıldız Demiriz, anne tarafını anlatmayı ihmal etmemiştir. Annesi Afife Hanım'ın ailesi aslen Taşköprülü imiş. Afife Hanım'ın büyükbabası Ankara'ya bağlı bir köy olan Küçük Avşar'a (bugün Kırıkkale'nin ilçesi) taşınmıştır. Afife Hanım'ın babası Hüseyin Hüsnü, önce Mülkiye Mektebine, ardından Mühendishane-i Berri-i Hümayun Mektebinde tahsil görmüştür. Hüseyin Hüsnü Bey'in Kosova Vilayet Sermühendisi olarak tayiniyle aile Üsküp'e taşınmıştır. İlginçtir ki o devirlerde Üsküp'te pek küçük çocuklar sigara içermiş. Demiriz'in anlatımıyla: "Daha annesini emerken ağzına sigara verilirmiş. Kendi bahçelerinde yetiştirdikleri tütünlerin en sertlerini işçiler ve erkekler; biraz daha hafiflerini kadınlar ve en hafiflerini ise çocuklar için ayırırlarmış. Okulda annemin sigara içmediğine şaşarlarmış. Annem de arkadaşlarından "utanmamak için" kendini zorla sigaraya alıştırmış. Tiryakiliği benim küçüklüğüme kadar sürmüş." 
    
    Yusuf Ziya ve Afife Hanım çifti savaş sebebiyle beş yıl boyunca nişanlı kalmıştır. Nihayet I. Dünya Savaşı'ndan sonra evlenmişlerdir. Yıldız Demiriz, 1929 yılında doğmuştur. Yusuf Ziya Bey, Nafia Müdürlüğünde çalışırken yakınlarının teşvikiyle bir şirket kurmuştur. Bu şirket vasıtasıyla İstanbul'da varlıklı aileler statüsüne yükselmişlerdir. Yıldız Demiriz 1933-1934'de Şişli Terakki Lisesinin yuvasında mektep hayatına başlamıştır. Yine kendisinin anlatımıyla birkaç mühim anektoda yer vereceğiz: "Beşinci sınıfa Ayaspaşa'dan gittim. Şişhane'de yol sorun değildi, sık sık geçen bir tramvayla okula gidebiliyordum. Ayaspaşa'dan gidiş ise bayağı zor oluyordu. İstanbul'da hiç otobüs yoktu o zamanlar, özel arabalar için ise savaş nedeniyle sadece doktorlara filan izin vardı (...) İlkokulu bitirdiğimde İkinci Cihan Savaşı sürmekteydi. Ağabeylerim okuldaki öğretmenlerin Nazi propagandası yapmalarından bezgindi. (...) Cumhuriyet'in 15. yıl kutlamaları sırasında Naziler ve İtalyan Faşistler adeta azmışlardı. Alman Lisesi öğrencileri törene Hitler Gençliği'nin haki şortları ve beyaz gömlek üzerine haki kravatları ile İtalyan Lisesi öğrencileri ise siyah gömleklerle katılmışlardı. Büyük ağabeyimin çok ağrına giden bir olay, törendeki düzenli geçişlerini alkışlayanlara bir vatandaşımızın bağırarak "Alkışlamayın şu Hitler'in piçlerini!" diye bağırması olmuştu." Demiriz, 1960 yılında İstanbul Üniversitesinde Sanat Tarihi Bölümüne kaydolmuş, 1964'te aynı bölümde asistan olarak akademik kariyerine başlamıştır. 1988 yılında ise emekli olmuştur. Türk-İslam sanatı hakkında çeşitli çalışmaları bulunmaktadır. Osmanlı Kitap Sanatında Doğal Çiçekler, Örgülü Bizans Döşeme Mozaikleri ile İslam Sanatında Geometrik Süsleme adlı çalışmaları en önemlilerindendir. Yıldız Demiriz, 87 yaşında, 2016'da İstanbul'da vefat etmiştir. 

    Böylece Demiriz’in hatıraları, insanın geleceğe iz bırakma arzusunun somut bir tezahürü olarak karşımıza çıkar. Günlük yazma alışkanlığını bile sürdüremediğimiz bir çağda anı türünü yaşatmak mühim bir marifettir. Hayat ne kadar sıradan görünürse görünsün, kaleme alınmadığı sürece yok oluşun eşiğinde olur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Emir Faysal'ın Filistin Meselesi Hakkındaki Fikri/Karesi Mebusu Ali Galip Efendi'nin Tevkifi

Enver Behnan Şapolyo - Ergenekon