Doyran Kazasında Cadı Vakası/Tırnava Cadıları/Adana'da Ay Hakkında İnanmalar.

 

Rumeli Vilâyet-i Şâhânesi Müfettiş-i Umumiliği Huzur-ı Sâmîsine

Devletlü Efendim Hazretleri,

Doyran kazasının Köşklü ve Savcılı karyelerinde “cadı” tabir olunur bir cism-i mevhumun [hayali bir varlığın] zuhuru dolayısıyla mezkûr karyeler ahalisi tarafından yeni defnolunmuş iki cenazenin kabirlerinden ihrak edildikleri [yakıldıkları] haber alınması üzerine icra ettirilen tahkikat neticesinde; bundan kırk gün mukaddem vefat eden Ali Onbaşı ve Hanım Ali nam kimesneler güya cadı veya buranın tabir-i diğeriyle vampir olup evvela halasının kerimesi Fatıma’nın hanesinde gece saat bir raddelerinde süt pişirirken tenceresine kum atıldığı ve hanedeki tencere ve sahanların karıştırıldığı ve bu hâlin beş on gece devam eylediği gibi müteveffanın kendi hanesinde de aynı ahvalin vukua getirildiği cihetle bundan müteveffa-yı merkumenin cadı olduklarına kanaat hasıl ettiklerinden mezarları açılarak ihrak oldukları anlaşılmıştır.

Ve hareket-i vakıa medeniyet-i hazıra ve eşrafet-i beşeriye ile kabil-i telif olmadığı gibi esasen hükûmete malumat verilmeksizin kabirler açılıp medfun cenazelerin ihrak edilmesi kanunen müstelzim-i mücazat-ı efalden bulunmuş olduğundan mütecasirleri hakkında takibat-ı kanuniye icra edilmek üzere evraklarıyla cihet-i adliyeye tevdi kılındıkları bera-yı malumat arz olunur.

Olbabda emr ü ferman Hazret-i menlehü’l-emrindir.

Fî 2 Rebîü’l-âhir 1322 ve fî 3 Haziran 1320 [16 Haziran 1904]

----------------

Tırnava Cadıları- Reşat Ekrem KOÇU

Künye: Reşat Ekrem Koçu, Tırnava Cadıları, Türk Folklor Araştırmaları, No. 154, Mayıs 1968, c. VII, y. XIII, s. 2727-2728.

Tırnava'da cadı türedi, gün battıktan sonra evlere musallat olmaya başladı. Zahireye dair un, yağ, bal gibi şeyleri birbirine katar ve kâh içlerine toprak karıştırır. Evlerin yüklerinde bulduğu yastık, yorgan, şilte ve bohçaları didikler, açar ve dağıtır. İnsanların üzerine taş, toprak, çanak, çömlek atar. Birkaç erkek ve kadının da üzerine saldırmış. Tecavüze uğrayanlar çağrıldı, soruldu: - Üstümüze sanki bir manda çökmüş sandık!. dediler. Bu yüzden iki mahalle halkı evlerini bırakıp başka taraflara kaçtılar.

Kasaba halkı bu işlerin cadı denilen habis ruhların eseri olduğunda ittifak etti. İslimiye kasabasında cadılık ile tanınmış Nikola ismindeki adam Tırnava'ya getirildi ve 800 kuruşa pazarlık edildi.

Bu adamın elinde resimli bir tahta vardı. Mezarlığa gider, tahtayı parmağı üzerinde çevirirmiş, mâhut resim hangi mezara bakarak durur ise cadı o mezardaki rûhi habis imiş; yâni o mezara gömülmüş olan mevtanın ruhu habis ruh olmuş imiş.

Büyük bir kabalık ile mezarlığa gidildi. Cadıcı Nikola resimli tahtayı parmağı üstünde çevirmeye başlayınca resim sağlıkların da yeniçeri ocağının kanlı zorlarından Ali Alemdar ile Abdi Alemdar'ın mezarlarına karşı durdu. Mezarlar açıldı. İki şakinin cesetleri yarım misli büyümüş, kılları ve tırnakları da üçer dörder parmak uzamış bulundu. Gözleri de açıktı, kan bürümüş kıpkırmızı, gayet korkunçtu. O gün mezarlığa gitmiş olan bütün kalablık bunu gördü. 

Abdi Alemdar ile Ali Alemdar sağlıklarında her türlü fesadı irtikâp etmiş, cana kıymış, mal yağmalamış, ırza nâmusa tecavüz etmiş; ocakları lâğvedildiği zaman her nasılsa yaşlarına riayet olunarak cellada verilmemiş, ecelleri ile ölmüşlerdi. Sağlıklarında yaptıkları yetişmemiş gibi şimdi de halka ruhu habis birer cadı olarak musallat olmuşlardı. 

Cadıcı Nikola'nın tarifine göre bu gibi habis ruhları defetmek için mezarları bulunup cesetleri çıkarıldıktan sonra cesetlerin göbeği ne birer ağaç kazık çakılır, ve yürekleri kaynar su ile haşlanır. Ali Alemdar ile Abdi Alemdarın da cesetleri mezarlarından çıkarıldı, göbeklerine birer ağaç kazık çakıldı, ve yürekleri bir kazan kaynar su ile haşlandı, fakat

hiç tesir etmedi, Cadıcı: "Bunları yakmak lazım gelir" dedi. Bu hususta şer'an da izin verilebileceğinden ruhsat verildi ve iki şerir yeniçerinin mezarlarından çıkarılan cesetleri mezarlıkta bir odun yığını üzerine konularak yakıldı. Çok şiikür kasabamız da cadı şerrinden kurtuldu.



-------------

Adana'da Ay Hakkında İnanmalar - Nihat BEDİ.

Künye: Nihat Bedi, Adana'da Ay Hakkında İnanmalar XII, Türk Folklor Araştırmaları, No.89, Aralık 1956, y. VIII, c. IV.

Adanalı bir arkadaşım da ay hakkında şunları söylüyor: Ay genç bir kızdır ve güneşle evlenmiştir. Ay, bedir hâlinde iken bir kadın telakki olunur. Buna dair şu hikâye halk arasında yayılmıştır: Ay, güneşle evlenmiş, fakat güneş ayı aldatmış. Ay, bedir tam hâlinde, hayatının mesut hatırasını kutlamak için beyazlar giyinerek süzgün bir eda ile dolaşır; bundan sonra da karalara bürünerek uğradığı ihanetin yasını tutar.

Kıbrıslı bir arkadaşım ay hakkında şunları anlatıyor: Halkın inanışına göre ay, ihtiyar bir dededir. Üzerindeki lekeler, ağız, burun, göz ve kaşlarıdır. Birçok kimse de ayın üzerindeki lekelerin, güneşle ay arasındaki bir kavga esnasında güneşin attığı çirkeflerden hasıl olduğunu söylerler.

Bir kısım halka göre ay, on dört, on beş yaşında bir gençtir. Gezmek için babasından izin alıp gökyüzüne çıkınca kendisine âşık olan şeytanlar kralının kızı tarafından gönderilen bir sürücünün takibine uğrar; bu yüzden gökyüzünde koşup kaçmaya çalışır.

Diğer bir inanışa göre de ay bir inektir. Cadılar tarafından takip edilir ve nihayet yakalanarak sağılır. Cadılar ayı gökyüzünde yakalayamazlar; onu Kaf Dağı’na kadar kovalar ve orada sağmayı başarırlar. Sütü sağılan inek kuvvetini kaybedip zayıflar. Ayın ilk doğduğu zaman ince ve ışıksız oluşunun sebebi budur. Bu hâlde iken aya bakanların, yere tükürmeden evvel herhangi bir kimsenin yüzüne bakmaları iyi değildir.

Ay, cadılar tarafından kovalanırken Kaf Dağı’na varmadan gökyüzünde yakalanırsa ışığını kaybeder, göze görünmez olur. İşte “ay tutulması” budur. Ay tutulduğu sırada silah atılması, tencere ve sahan kapağı çalınması cadıları korkutmak içindir.

Ayın eskisi yapılacak her iş için hayırlıdır. Herhangi bir şeye teşebbüs etmek isteyenlerin ayın eskimesini beklemeleri, işte bu hayır ve uğurdan dolayıdır. Bunun aksine ayın yenisi uğursuzdur. Ayın yenisinde yapılan işler güç olur, hatta başarılamaz. Meselâ tavuğu kuluçkaya yatırmak için mutlaka ayın eskimesini beklemelidir; beklenmezse yumurtalar cılk çıkar yahut civcivler birkaç gün içinde ölürler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Emir Faysal'ın Filistin Meselesi Hakkındaki Fikri/Karesi Mebusu Ali Galip Efendi'nin Tevkifi

Yıldız Demiriz, Sıradan Bir Aile: Abdülhamit Döneminden Günümüze Sıradan Bir Ailenin Öyküsü.

Enver Behnan Şapolyo - Ergenekon