Béla Horváth - Anadolu 1913
( Béla Horváth, (Çev. Tarık Demirkan), Anadolu 1913, Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul 1996.
Bazı kitaplar vardır ki okurken geçmişin anahtarını bulduğunuz zannına kapılırsınız. Béla Horváth'ın eseri de bu tür kitaplardandır. Kitapta, Türk milletinin gündelik yaşantısı, alışkanlıkları, acıları ve zevkleri anlatılmaktadır. Bu yönüyle eser, muhteviyatındaki zenginliğiyle, aynı türdeki diğer kitaplardan ayrılmaktadır. Béla Horváth'ın Anadolu'ya gelmesindeki temel etken, Budapeşte'deki Turan Cemiyeti ve Tahsil-i Sanayi Cemiyeti'nin müşterek çalışmalarda bulunmasıdır. Béla Horváth, ön sözünde "bu kitaba önem kazandıran bir başka husus da, Macar halkının kendi dilinde okuyabileceği, bu akraba halkı tanıtan, onun hayat tarzını, erdem ve eksikliklerini bütünsellik içinde aktaran bir kitabın şimdiye kadar yayınlanmamış olmasıdır" ifadeleriyle eserin maksadını izah etmiştir.
Béla Horváth, 29 Ocak 1886'da Avusturya-Macaristan'a bağlı Apatelek kasabasında doğmuştur. Ailesi Katolik bir asilzâde ailesiydi. 1903'te Szaszvaros'taki Reform Kilisesi Kolejini bitirdi. 1907'de Budapeşte Üniversitesi Hukuk ve Siyaset Bilimi Bölümünden mezun olmuştur. Doktorasını Franz Joseph Üniversitesi Siyaset Bilimi alanında tamamlamıştır (eng. wikipedia, Béla Horváth). Merkezi Budapeşte olan Turan Cemiyeti üyesidir. Turan Cemiyeti'nin çalışmaları Türkiye'de yankı uyandırmıştır. Türk aydınları, İstanbul'da teşkil edilen Tahsil-i Sanayi Cemiyeti aracılığıyla Budapeşte'deki meslek okullarına, teknik liselere ve üniversitelere öğrenci göndermeye başlamıştır. Macaristan'da Türkoloji sahasının inkişafı, iki ülke arasında ilişkilerin ilerlemesine yol açmıştır. Turan Cemiyeti'nin teşvikleriyle Dr. Béla Horváth, 1913 yılında Anadolu'da bir seyahate çıkmıştır (Anadolu 1913, IX). 1919'da Macar Sovyet Cumhuriyeti'nin yıkılmasıyla İçişleri Bakanlığına atanmıştır. 1921'de Bakanlık Sekreterliği, 1931'de Bakanlık Danışmanlığı rütbesiyle taltif edilmiştir. 1944'de yeniden İçişleri Bakanlığına tayin edilmiştir. Béla Horváth, 3 Ekim 1978'de 92 yaşında vefat etmiştir (eng. wikipedia, Béla Horváth).
Béla Horváth, 29 Ocak 1886'da Avusturya-Macaristan'a bağlı Apatelek kasabasında doğmuştur. Ailesi Katolik bir asilzâde ailesiydi. 1903'te Szaszvaros'taki Reform Kilisesi Kolejini bitirdi. 1907'de Budapeşte Üniversitesi Hukuk ve Siyaset Bilimi Bölümünden mezun olmuştur. Doktorasını Franz Joseph Üniversitesi Siyaset Bilimi alanında tamamlamıştır (eng. wikipedia, Béla Horváth). Merkezi Budapeşte olan Turan Cemiyeti üyesidir. Turan Cemiyeti'nin çalışmaları Türkiye'de yankı uyandırmıştır. Türk aydınları, İstanbul'da teşkil edilen Tahsil-i Sanayi Cemiyeti aracılığıyla Budapeşte'deki meslek okullarına, teknik liselere ve üniversitelere öğrenci göndermeye başlamıştır. Macaristan'da Türkoloji sahasının inkişafı, iki ülke arasında ilişkilerin ilerlemesine yol açmıştır. Turan Cemiyeti'nin teşvikleriyle Dr. Béla Horváth, 1913 yılında Anadolu'da bir seyahate çıkmıştır (Anadolu 1913, IX). 1919'da Macar Sovyet Cumhuriyeti'nin yıkılmasıyla İçişleri Bakanlığına atanmıştır. 1921'de Bakanlık Sekreterliği, 1931'de Bakanlık Danışmanlığı rütbesiyle taltif edilmiştir. 1944'de yeniden İçişleri Bakanlığına tayin edilmiştir. Béla Horváth, 3 Ekim 1978'de 92 yaşında vefat etmiştir (eng. wikipedia, Béla Horváth).
Béla Horváth'ın kaleminden Türk insanı şu şekildedir: Türk insanının karakterinin diğer yanları da, Kuran'ın beş emrine hiç atıf yapmadan yukarıdaki özellik doğrultusunda da açıklanabilir: Sakin, davranışlarında onurlu, kavgayı, hırçınlığı ve tartışmayı sevmeyen insandır Türk insanı. Dürüst, iyi kalpli ve misafirperverdir. Kuran, "Kimseyi aldatmayın, adil olun" der. Bu nedenle Türk insanına güvenebilirsiniz. Yoksullara destek olurlar, dilencilere bir şey veremeyecek durumda da olsa, onları kovalamaz, "İnayet ola" veya "Allah versin" diyerek teselli ederler. Türk insanı kaderci ve elindekiyle yetinebilen bir kişiliğe sahiptir. Bu özelliği ona bir yandan, Batı'nın nörotik, asabi, migrenli insanlarına göre hayatın daha derin tadına varabilme yeteneği verirken, diğer yandan ise hayat karşısında pasifleşmesine neden oluyor. Doğu kültürünün neden geri kalmaya başladığının temel nedenleri işte bu özellikler ve dinin tutucu yapısıdır. Bu kültür Morse'un telgrafı, Stevenson'un buharlı kolomotifi döneminin muhteşem ekonomik hamlesine uyum sağlamakta zorlanıyor." (s.42-43). Bu tanım esas alındığında, Türk insanı, kamil insan profilinde tasvir edilmiştir. Ayrıca Türk insanı son derece misafirperverdir. Misafirperverliklerinin tezahürü olarak Köyodası kavramı ortaya çıkmıştır. Köyodası iki amaçla kullanılıyordu: a) Köyden gelip geçen tanrı misafirlerinin konaklama imkânı sağlamak b) Köylülerin toplanma ve eğlence meskeni olmak (s. 32-33). Köyodası, Türklerin yayladaki evlerinde de misafir odası adlandırılmıştır. Béla Horváth eserinde misafir odalarını şöyle anlatır: "Her yaylada bir misafir odası, doğrusu, tek bir odadan oluşan ayrı bir ev var. Burası misafirler için ayrılıyor. Yayla sahibi ve çevresindeki birkaç erkek bizi odanın önünde bekliyor. Uzaktan kervanımızı fark eden yayla sakinleri odayı süpürmüş, su getirmiş ve minder sermişler. Yaylalarda yiyecek içecek istemeniz gerekmiyor, onlar kendiliğinden bunları size ikram ediyorlar. Türk halkı ne kadar da iyi kalpli, misafirsever ve içten!" (s. 39). Bu faslı Béla Horváth'ın "Ah, sen her zaman elindekiyle yetinebilen, Türk insanı! Bir ülkenin senden daha sadık vatandaşı olabilir mi? Böyle bir halk ne kadar büyük bir sevgiye, saygıya layıktır" (s. 71) sözleriyle bitirelim.
Béla Horváth eserinde mütemadiyen kadın ve erkek ilişkisinden bahsetmiştir. Kadınların ve erkeklerin birlikte eğlenmesi nadir görülen bir olaydır. İlginçtir ki bir müddet sonra Anadolu Hristiyanları da bu ahlaki öğretiyi benimsemişlerdir. Misafirlikte dahi kadın ve erkeğin bir odada yan yana gelmesi ahlaka aykırıdır. Müslüman yahut Hristiyan olsun bir kızın bir erkekle aynı ortamda bulunması, kızın adının çıkmasına yeterli görülmekteydi. Bu ilişki bir sonraki safhaya taşındığındaysa, kız toplumdan tamamen izole ediliyordu. Béla Horváth, Konya'dan Yağlıbayat'a giderken Türk yerleşimlerini kaydetmeyi ihmal etmemiştir. Türk yerleşimlerinde evler birbirine çok yakın ve çoğunlukla bahçesiz. Bahçesi olan evlerde de genellikle meyve ve sebze yetiştirilir. Çift katlı evlerde üst kat genellikle kadına tahsis ediliyor. Bir nevi harem maksadıyla kullanılıyor. Béla Horváth, bu konuda şunları nakleder: "Eve girmek isteyenler, aynen eski Romalılarda olduğu gibi, tahta bir tokmakla kapıya vuruyorlar. Kadınlar ise kendilerini sokaktakilere göstermemek için üst kattan bir iple çekerek kapıyı açıyor, geleni eve buyur ediyorlar." (s. 30).
Özetle, yazarın anlattıklarına okuyucu ne kadar itibar eder bilemem ancak abartıların olduğu muhakkaktır. Evliya Çelebi'yi okuyanlar, bunun ne demek olduğunu daha iyi anlayabilir. Eserin, son yıllarda revançta olan sosyal/toplumsal tarih okuyucularının beğenisini kazanacağına eminim.
Özetle, yazarın anlattıklarına okuyucu ne kadar itibar eder bilemem ancak abartıların olduğu muhakkaktır. Evliya Çelebi'yi okuyanlar, bunun ne demek olduğunu daha iyi anlayabilir. Eserin, son yıllarda revançta olan sosyal/toplumsal tarih okuyucularının beğenisini kazanacağına eminim.


Yorumlar
Yorum Gönder