13 Türk Kızı: Bir ecnebi cemiyetin kurtardığı 13 Türk kızına Türk yardımı dokunmaz mı?

 13 Türk Kızı
Bir ecnebi cemiyetin kurtardığı 13 Türk kızına Türk yardımı dokunmaz mı?

Künye: Akşam, No:1920,13 Türk Kızı, 9 Şubat 1340/1924, s.2.

    İstanbul’da esaslı bir muavenet-i içtimaiye teşkilatına ihtiyaç olduğu günden güne anlaşılıyor. Bu ihtiyaç şehrin her köşesinde etrafına dikkat ederek dolaşan, kimsenin bilmediği, isminin duymadığı birçok sefaletlerle mücadele eden Türk müesseseleri tedkik eden bir insan nazarında canlı bir feciadır. İstanbul gittikçe, zahiri bir süs ve şaşa içinde fakirler, hastalar ve işsizler memleketi halini alıyor. Bütün bunların üstünde fakir ve sefaletin beraber sürüklendiği bir ahlak tezelzüli, müdhiş bir ahlak sukutı var. Açlık, hastalık, işsizlik ve nihayet ahlaksızlık gibi vakaları şüphe yok, uzun ve müselsel birçok sebeplerin tevlid ettiği zarurî [doğurduğu zorunlu] neticeler telakki ediyoruz. On seneden beri bu memlekette hayat ne kadar karışık, ne kadar buhranlı ve sarsıntılı safhalar geçirmiştir.

     Bu kargaşalığın sebepleri kısmen zail olmuş, bazen de neticelerini henüz meydana çıkaracak derecede köklenerek fuhuş, açlık ve hastalık gibi gözle görülecek şeyler doğurmuştur. Bütün bu içtimai bir buhranın muhtelif devirlerde ve muhtelif memleketlerde olduğu gibi buradaki tezahürlerine karşı birçok şekilde mücadele mecburiyetindeyiz.

    İşsizliğin, hastalıkların ve fakirin ilacını bulmak ve bunlarla mücadeleye uğraşmak muhtelif vasıtalar ve usullerle yapılan büyük teşkilat meseleleridir. İstanbul’dan böyle bir imdat ve muavenet şebekesi vücuda getirmek [yardım örgütü oluşturmak] için çalışacak mevsim bütün fecâatıyla gelmiştir.

    Bunun en basit bir numunesi diye, ehemmiyetsiz bir müşahedeyi haber vermek istiyoruz:

       Mütareke Devri’nde bir cemiyet teşkil etmişti. Bu cemiyet, sokaklarda yersiz yurtsuz dolaşan kimsesiz kız çocuklarını toplayarak bunların ahlaksızlığa ve sefalete karşı himaye ediyordu.

       Birkaç gün evvel bu cemiyetin açtığı ve içine kız çocuklarını topladığı yeri arayarak bulduk. Burada görülen on üç tane kız çocuğuydu, ki hepsi Türk ve en büyüğü yedi yaşında idi. Bunların birer birer anlattığı sergüzeştler büyük bir ahlak sukutuna yuvarlanmak üzere iken buraya getirilip ıslahlarına çalışıldığı anlatıyordu. Çünkü burada karınları doyurulur, üstleri giydirilir, hocalar vasıtasıyla lisan, din ve ahlak malumatı telkin olunuyor. Buraya büyük bir ahlak sefaletine karşı bir melce bularak sığınmış olan bu on üç Türk kızını kimlerin okuttuğunu, bunlar için kim bina olup kim para sarf ettiğini kaydetmiyoruz. Çünkü burası İstanbul gibi bir şehir için pek şerefli bir şey olmayacaktır. Yalnız haber vermek icap ediyor, ki yerli hiçbir muavenetle geçinmeyen bu müessese ecnebi bir komite tarafından idare edilmekte imiş. Yalnız burada Müdüre vazifesini gören ihtiyar ve ecnebi bir kadının şu sözleri dikkat edilecek bir mahiyette idi. Bu kadın diyor ki:

-              Burada bu çocukları okutuyoruz. İşte gördüğünüz yaşa geldiler… İki üç senedir burada bunları muhafaza ediyoruz. Hatta içlerinden Seher isimli on beş, on altı yaşında bir kızcağız, namuskâr bir genç ile evlendirildi. Bazıları ebe olmak, hasta bakıcı olmak istiyorlar. Fakat bize delalet eden hiç kimse yok [yol gösteren hiç kimse yok]…

Ecnebi bir kadının kimsesiz ve fuhuştan kurtarılmış on üç Türk kızı için endişeye düşmesi güç anlaşılan bir hâldir. Bunun en vazıh cihetinde bir fecâat var. Öyle bir fecâat ki şehirde her suretle düşmüş olanlara karşı kuvvetli ve şefik olacak bir el, bir melce, bir teşkilat olmadığını anlatıyor. İstanbul’da bu faaliyetler için ne düşünülüyor? Asıl halk işleriyle kim uğraşacak? – A. S.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Emir Faysal'ın Filistin Meselesi Hakkındaki Fikri/Karesi Mebusu Ali Galip Efendi'nin Tevkifi

Yıldız Demiriz, Sıradan Bir Aile: Abdülhamit Döneminden Günümüze Sıradan Bir Ailenin Öyküsü.

Enver Behnan Şapolyo - Ergenekon